Bir odun yarma hikayesi

"Baltayı önce ben vurayım, sen de yarılmaya başlayan yere vur" dedi dedem. Eskiden odun yaranlar bilir, baltayı ilk önce erbabı olanlar vurur, ondan sonra karşısındaki kişi de zaten bir miktar yarılmış ağaca rahatlıkla baltayı oturtturur. Dedem de öyle yaptı, baltayı vurdu, ağaç tam baş kısmından hafifçe ikiye ayrıldı. Aynı düzgünlükte vurabilirsem, ağaç bir çırpıda iki parça olacaktı.

Bir odun yarma hikayesi
Bir odun yarma hikayesi Yonetici
kizilay_banner_300X250

Ağabim; "dede yorulduk, dinlenelim biraz..." dememiş olsa duracağı yoktu.

Sabahtan beri hızarla ağaç kesmiş, krebi ile dallarını budamış, tomrukları da İnkaya'nın dibinde düzlük bir yere taşımıştı. Dalları yapraklardan arındırmış taşınacak hale getirmiş, sıra tomrukları yarmaya gelmişti.

Henüz kuzine denilen ve evlerin vazgeçilmezi olan odun sobasını kimse bilmiyordu, yahut kullanılmıyordu. Kara ateşte çalı, çırpı ve yarma denilen kalın odunların yandığı zamanlardan bahsediyoruz. Öksöğünün  yandıkça ocaklığın içine itildiği, yanan kara ateşten uçuşan hapsimatların (küllerin) üstümüze başımıza kar taneleri gibi yağdığı günlerden bahsediyoruz.

Ağabim yorulmuş, çoktan baltayı bırakmış, dedemde ise henüz yorgunluk belirtisi görülmüyordu. Odun yarmaya devam etmesi için karşısında onunla beraber balta vuracak birisinin olması lazımdı. Bir o yana, bir bu yana baktı. Ben görmezlikten geldim, elimde çubuk ineklerin tarafına yürümeye başladım.

Dedem, "oğlum ağabin yoruldu, gel biraz da seninle devam edelim" dedi... Benim tam o anda dizlerimin bağı çözüldü. “Eyvah, ben şimdi ne yapacağım” dedim içimden. Odun yarmaktan erindiğim için değil. Endişe ettiğim şey çalışırken çok sakar olmamdı. Baltayı nasıl vuracaktım, ağacın ortasını nasıl tutturacaktım?.. Ya baltayı ağaçtan kaçırırsam ne olacaktı?

Çaresizlik içinde dedemin karşısına yöneldim. Ağabim, az sonra olup bitenleri anlamış olacak ki; ormanda sanki bizden başka birileri varmış gibi, "kaçııııın.." diyerek muzip bir gülümseme ile biraz uzaklaştı, yere  çöktü ve bizi izlemeye koyuldu.

"Baltayı önce ben vurayım, sen de yarılmaya başlayan yere vur" dedi dedem. Eskiden odun yaranlar bilir, baltayı ilk önce erbabı olanlar vurur, ondan sonra karşısındaki kişi de zaten bir miktar yarılmış ağaca rahatlıkla baltayı oturtturur. Dedem de öyle  yaptı, baltayı vurdu, ağaç tam baş kısmından hafifçe ikiye ayrıldı. Aynı düzgünlükte vurabilirsem, ağaç bir çırpıda iki parça olacaktı. Dedem zor olanı başarmış, bana kolay kısmı kalmıştı. Baltayı kaldırdım, tomruğun tam ortasına baktım ve vurdum. Ağaçtan kopan kocaman bir parça, kaya altındaki ormanlıkta vınlayarak kayboldu gitti.

Ağabimin, dedemin arka tarafında, yüzü bana dönük halde otururken, gülmemek için yerlerde süründüğünü benden başka kimse görmedi.

Dedem; "tamam neyse tekrar vur, ama acele etme, çok kuvvetli vurmana gerek yok, sakin ol yeter" dedi. Demez olaydı, heyecanım iki katına çıktı. Baltayı kaldırdım vurdum, bu sefer başka bir parça İnkaya'nın taşlarına çarparak yukarılara savruldu.

Dedemde yorgunluk ve terleme yokken, ben iki balta vurma ile sırılsıklam olmuştum. Ağabime; "ne olurdu sanki hemen yorulmasaydın, bırakmasaydın baltayı, beni de bu duruma düşürmeseydin!" manasında, kaşlarımı çatarak baktım. "Hadi gel al şu baltayı elimden al" dememek için kendimi zor tuttum..

Tomrukta, üçüncü kere baltayı vuracak düzgünlük kalmamıştı. Öbür yüzünü çevirdik, bir dedem bir ben tekrar tekrar vurarak, yarmaları tanınmayacak şekilde tiftik tiftik ettik.

Yarma işi bitmişti.

Dedem, baltanın ağzını yarma yığınına, sapını göbeğine dayadı. Sırtını döndü, ağabimle göz göze geldiler sonra da beraberce kahkahayı bastılar.. Beceriksizliğimin, yüzümün kızarıklığının ve sakarlığımın gizlenecek tarafı kalmamıştı. Mahcuptum.

Dedem, hatıralarıma renk katan, ve yıllar sonra hâlâ eşe dosta anlatmaktan büyük keyif aldığım şu final sözle olayı kısaca özetlemiş oldu:

"İrfan oğlum, bizimkisi yarma değil, yonga olmuş sanki, bu nasıl taşınacak şimdi?" dedi.

Sonra geldi, yanıma oturdu, elini omzuma attı ve gönlümü okşayan şu sözlerle hem yorgunluğumuzu unutturdu, hem gözlerimizi ıslattı:

"Üzülme oğlum, bu son seneniz, ilkokulu bitirdiniz, artık annenizin babanızın yanına, şehre gideceksiniz. Sana daha kimse "baltayla odun yar" demez, seni bir işe buyurmaz. Bunca zamandır beraberiz, bizi hiç üzmediniz, sizden memnunuz. Biz de size annelik babalık yapmaya çalıştık, onların yerini tutmaya gayret ettik. Siz Allah'ın bize bahşettiği harika birer hediye oldunuz.

Kötü insanlardan uzak durun, hayalinizi gerçekleştirmeye çalışın. Hata yapmaktan korkmayın oğlum. Sizi doğruya sevk edecek olan şey yaptığınız hatalardan çıkaracağınız dersler olacaktır.

Okuyabildiğiniz kadar okuyun ve dürüst olun. Yapmayı sevdiğiniz iş neyse onu yapın. Sadece para kazanmak için hesap yapmayın. Bu toprakları ihmal etmeyin oğul, ormanları, dağları, çöller gezin. Ruh dünyanızı güzelleştirin.

Biz bugün varız, yarın yokuz oğul. Doğduğunuz, yaşadığınız bu yerleri sık sık ziyarete gelin. Neslimizin ruhunun neşet ettiği yerlerdir burası.

Sakın üzülme oğul. Kolların cındar gibi, baltaya hükmedecek kadar güçlü değil... Sen düzgün vurdun, balta yanlış gitti. Bugün, hayatımızda sadece bir gündü ve bir daha geri gelmeyecek güzellikte hatırlanacak.."

Devamı vardı ama gerisini duymuyordum artık.

Bu olayı hatırlayınca, güldüm mü, hüzünlendim mi tam bilemedim dede... Hatırlayabildiğim senin naif duruşun ve bizi bir fişke miktarı incitmeyen büyüklüğündür. En şedid halini bile nasihat olarak hatırlayacağız.. Eksik kaldık, senden sonra noksanız dede.. Hâlâ, bugün bile odun yararken, aynı sakar hallerimi bir görmelisin... Ne balta vurmayı tarif edecek, ne de küçük muzipliklerle şaka yapacak kimse kalmadı etrafımızda...

Sen gittikten sonra...

Nobranlaştık biz..

Çok kabalaştık dede..

İrfan Elbir Bir odun yarma hikayesi krebi hapsimat öksöğü İnkaya
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Galatasaray-Trabzonspor maçının hakemi açıklandı!
Galatasaray-Trabzonspor maçının hakemi açıklandı!
Ahmet Ağaoğlu: Yüzde 99 kazanacağız!
Ahmet Ağaoğlu: Yüzde 99 kazanacağız!