Hepsini getir tüketelim
Ali Kandemir

Hepsini getir tüketelim

Advert

Vakti zamanında köyün birisine bir adamın yolu düşmüş.  Muhtar adamı misafir etmiş. Akşam olunca misafire yemek verilmiş. Yemeği yiyen misafir “Sabah kalktığımızda kahvaltı da verecek misiniz?” diye sormuş. “Evet” cevabını alınca “O  zaman getirin onu da yiyeyim” demiş. Kahvaltı bitince “Yarın öğlene kadar kalsam öğlen vakti yemek verir misiniz?” diye sormuş. Ev sahibi biraz isteksizce “evet” demiş. Misafir “Onu da getirin yiyeyim” diye devam etmiş. Yemeğini bitirince ağzını açmadan ev sahibi muhtar misafire nereden gelip nereye gittiğini sormuş. Misafir “Şu sıralar iştahım biraz kaçtı, karşı dağın arkasındaki köyde bilge bir kadın iştahsızlık için bir ilaç yapıyormuş, oraya gidiyorum” Deyince muhtar “Dönüşte kestirme başka bir yol var, buraya uğramadan o yolu takip ederseniz evinize daha kolay ulaşırsınız” demiş.

Bu girizgâhtan sonra asıl meselemize dönelim. Bir parçası olduğumuz ve ihtiyaçlarımız bakımında ona zorunlu olarak bağlandığımız “doğayı” insanlık olarak epeyce hırpaladık ve hırpalamaya devam ediyoruz. Bu genel kanıyı tüm toplumlar için söyleyebiliriz. Fakat özelde kendi ülkemizden sorumlu olduğumuz için söylediklerimi öncelikle kendi üzerimize almamız gerekir. Doğanın yararlarını “doğrudan, dolaylı, olası ve varlık değeri” şeklinde dört gruba ayırıyoruz. Yaşadığımız dönemde, gıda, yapı malzemesi, hayvan yemi, yakacak, soluduğumuz hava, içtiğimiz su gibi doğadan temin ettiğimiz maddeler “doğrudan”, erozyonu önlemesi, suyu, havayı, toprağı temizlemesi, eğitim, rekreasyon türünden olanlar ise dolaylı yararlar arasında sayılabilir. Geleceğin ihtiyaçlarını da karşılayacak olması doğanın “olası değeri” ile ilişkilidir. Doğanın insan ve hayvan topluluklarının yaşam biçimleri, doğadaki düzenin ve çeşitliliğin devamı ise onun “varlık değerini” oluşturur.

İnsanımızın yaşadığı, ulaşabildiği her yerde olup bitene şöyle bir bakalım. Hedefe kitlenmiş basınçlı hortum gibi, yapraklara bulaşmış iştahı dinmeyen tırtıl misali; doğanın “doğrudan değerine” ait ne varsa hedefimizde. Kirletiyoruz, tüketiyoruz, bozuyoruz, son damlasına kadar ekonomik kazanca dönüştürmek için uğraşıyoruz. Geriye dönüp bakmadan. Sadece bugünkü ihtiyacımızı düşünerek. “Dolaylı”, “olası” ve “varlık değerini” hiçe sayarak. Kendimiz için maddi zenginlik oluşturmayı ibadet edercesine hayati görürken, gelecek neslin hayatını ve yaşamını fakirleştirerek. Hepimiz doğa için “muhtarın misafiri” olma yolunda hızla ilerliyoruz. Hızımızı daha fazla tüketenlere yetişmek için artırarak. Daha çok tüketenlere hızla yanaşıyoruz, temiz sudan, temiz topraktan ve temiz havadan uzaklaşarak. Dağların böceğini, çiçeğini yok ederek, sağlıklı, huzur veren doğadan uzaklaşarak. Yağmurları eksilterek, doğayı fakirleştirerek, virüsleri çoğaltarak.

DİĞER YAZILAR
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Fiskobirlik’in yeni ürünü Amerika yolcusu
Fiskobirlik’in yeni ürünü Amerika yolcusu
Diyarbakır bordo-mavi
Diyarbakır bordo-mavi